Now Playing Tracks

Recently ME ^_^

Sevimsizleşiyorum, acıdığım şeyler azaldı, hiçbir şeye iki dakikadan fazla üzülemiyorum; iki dakika sonra yine normal hayatıma dönüyorum, gereksiz tepki vermiyorum, sinirlenince çekip gidiyorum, ”Aman boşver” diyip konuyu kapatabiliyorum, birisi tarafından sıkılınca doğrudan söylüyorum, en önemlisi çok rahat HAYIR diyebiliyorum, biraz da olsa kendimi düşünüyorum, lüzumsuz kibarlığı bi tarafa atabiliyorum, bana düz beş adımla gelene ben onbeş adımla gidiyorum, bana bi adım gelmeyene ben hiç gitmiyorum, ”Keyfin bilir” diyebiliyorum, geçmişe dönüp yaşamıyorum, geleceği zaten planlamıyorum, bu gün için yaşıyorum & tüm bunların sonucunda artık bence ben muhteşem bi insan oluyorum amk çok mutluyum lan ^_^

Nice 24 yaşlara! :) 

Bilmeyenler için biraz Fikret Mualla.

1903 yılında İstanbul’un Moda semtinde doğdu. Babası, Düyun-u Umumiye ikinci müdürü Ekrem Bey (Mehmet Ekrem Mualla Saygı) annesi Emine Nevber Hanım idi. Kız çocuk bekledikleri için önceden Mualla adını belirlemişlerdi, bebek erkek olunca Fikret adı eklendi. Çocukluk ve gençlik yılları Kadıköy, Bahariye çevresinde geçti. Saint Joseph ve Galatasaray liselerinde öğrenim gördü. Yatılı olarak Galatasaray Lisesi’ne verilmesinin sebebinin, kendisini derslerine çalışmaktan alıkoyan futbol tutkusu olduğu rivayet edilir. Futbolcu dayısı Hikmet Topuzer’in etkisi ile futbola çok düşkündü. 12 yaşında, Galatasaray Lisesi’nde futbol oynarken bir kaza sonucu sağ ayağının kırılması ve topal kalması ile büyük bir sarsıntı geçirdi. Çok düşkün olduğu annesinin kaybı ise onda derin izler bırakan ikinci olaydı. Okuldan kaptığı gribi eve taşıması sonucu İspanyol gribine yakalanan annesinin genç yaşta ölümü üzerine Fikret Mualla’nın hayatına suçluluk duygusu egemen oldu. Annesinin ölümünün hemen ardından babasının çok genç birisiyle yeniden evlenmesi de onu çok etkilemişti. Ardından babasının bu genç hanım yerine oğlunun tepki göstermeyeceğini düşündüğü akrabaları Behice Hanım ile evlenmesi de oğlunda benzer öfkeli bir tepki yarattı. Yaşadığı sarsıntılar Fikret Mualla’yı sinirli ve uyumsuz birisi yapmıştı. Babasının evliliğini bir türlü benimseyemeyen Fikret Mualla, 17 yaşında iken Galatasaray Lisesi’ndeki öğrenimini yarıda bırakıp İsviçre’ye mühendislik okuması için gönderildi. Bunu, evden atıldığı şeklinde yorumladı.

İsviçre’de zamanla, resmin mühendislikten daha çok ilgisini çektiğini fark etti. Savaş yıllarına rastlayan İsviçre’deki öğrencilik döneminde parasız kalmıştı. Dönemin konsolosunun (Rıza Bey) desteği sayesinde resim eğitimi almak için Almanya’ya geçti. Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde afiş ve desinatörlük, ardından Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimi aldı. Akademide Hale Asaf ile birlikte Arthur Kampf’ın öğrencisi oldu. Almanya’da bulunduğu yıllarda babasının mali durumu bozulup para gönderemez hale gelmesinden sonra Mısır Hidiv’i Abbas Halim Paşa’dan maddi destek gördü. Almanya’da topallığı ve utangaçlığı nedeniyle yalnızlaşan Fikret Mualla, resim yapmadığı zamanlarda içki içiyordu. İlk defa 1928 yılında Almanya’da alkol bağımlılığı nedeniyle tedavi olmak zorunda kaldı. Tedavisinin ardından İtalya ve Fransa’daki sanat merkezlerini gezdi.

İstanbul yılları

Fikret Mualla, evden gelen para kesilince geçim sıkıntısı çektiği için 1937’de Türkiye’ye döndüğünde, mezun olduğu Galatasaray Lisesi’nde ve Ayvalık Ortaokulu’nda kısa bir dönem resim dersleri verdi. Galatasaray Lisesi’nden düşük maaş almasından ötürü, Ayvalık Ortaokulu’ndaki görevinden ise Ayvalık’ta o dönemde elektrik bulunmaması nedeniyle ayrıldı, İstanbul’a döndü. İstanbul sanat çevrelerinde umduğu ilgiyi bulamadı, çalışmaları aşağılandı. Bir süre ilgisini edebiyata yöneltti. Kendisiyle benzerlikler bulduğu Schiller hakkında bir kitap yazdı. Şiller (Schiller) 1759-1805, Hayatı ve Eserleri adlı kitabı 1932’de yayımlandı. 1938 yılında Ses dergisinde yayınlanan Usera Karargahı ve Masal adlı öyküleri de onun edebiyatçı yönünün eseridir.

Mualla, bu dönemde geçimini sahne kostümleri çizerek, kitap resimleyerek sağlıyordu. İstanbul Şehir Tiyatrosu sopranosu Semiha Berksoy’a duyduğu ilginin de etkisiyle Beyoğlu semtine yerleşti. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenen Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetlerin kostümlerini çizdi; İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Yeni Adam Dergisi’nin yazılarını resimledi, aynı dergide dönemin sanatçılarının portre desenleri ve karikatürlerini çizdi; Nazım Hikmet’in Varan 3 adlı şiir kitabını ve Benerci Kendini Nasıl Öldürdü? adlı oyununu resimledi. Resim yapmayı da sürdürüyordu, İstanbul’un çeşitli semtlerinden manzaralar yaptı. 1934 yılında suluboya ve desenlerini sergilediği ilk sergisini açtı, ancak fazla ilgi görmedi.

İstanbul döneminde, sanatsever Salah Cimcoz, ona Moda’daki konağında rahatça çalışacağı bir yer tahsis etmişti. Bu evde Cimcoz’un üç çocuğuna (birisi ilerde cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün eşi olacak Emel idi) resim dersi veriyordu. Ne var ki Salah Cimcoz ile içkili iken yaşadıkları bir tartışma sonucu konağa gidip üzerinde çalıştığı portreleri parçalayan, dev bir panoda toplu halde portrelerini çizmekte olduğu devlet büyükleri hakkında uygunsuz sözler sarfeden Fikret Mualla, sözlerinden ötürü sorgu ve tatbikata uğradı. Ömrü boyunca onu terketmeyecek polis korkusu böylece başladı. Bu olaydan sonra (1936) bir buçuk yıl süreyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gördü. Hastanede ünlü doktor Mazhar Osman’ın kontrolündeydi ve Neyzen Tevfik ile aynı odayı paylaştı.

Paris yılları 

Fikret Mualla, 1938 yılında babasını kaybedince yüklü bir mirasın sahibi olmuştu. Mal varlıklarını satarak Paris’e yerleşmeye karar verdi. Gitmeden önce, Abidin Dino’nun ricası üzerine 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için İstanbul konulu otuz kadar tablo yaptı. Aynı yıl Ses dergisi için çizdiği desenlerden bazıları müstehcen bulununca hakkında dava açıldı; Mualla, davadan beraat ettikten sonra 26 yıl boyunca yaşayacağı Fransa’ya gitti.

Fransa’ya gittiği dönemde ülkede Edvard Munch ve Wassily Kandinsky gibi ressamların temsilcisi olduğu dışavurumculuk akımı gündemdeydi, ressam da bu anlayıştan etkilendi. Paris’te kısa bir süre eğlenceli, lüks bir yaşam süren Fikret Mualla, II. Dünya Savaşı’nın başlaması ve ülkenin işgal edilmesi üzerine zor bir döneme girdi. Sanatçının, günlük gereksinimlerini karşılamak üzere tablolarını yok pahasına sattığı anlatılır. Alkol sorunu, polis fobisi, yurt özlemi nedeniyle yaşadığı sıkıntılar birkaç kez hastanede tedavi görmesini gerektirdi. Fikret Mualla, sıkıntılarını resim yaparak ve içki içerek atlatmaya çalışıyordu. Ressam Hale Asaf’a aşık oldu ama karşılık görmedi. İki ay için hastaneye yattı ama resmi bırakmadı. Bundan sonraki yaşamı çeşitli sanatseverlerin koruması atında sürdü. Mualla, hastanede kendisine resim yaptıran Dina Vierny’nin koruması altına girmişti. Burada yaptığı resimlerle 1954 yılında Paris’te ilk sergisini açtı. 25 yıl boyunca eserlerini toplu olarak hiçbir yerde sergilememişti. O güne kadar tablolarını satın almak isteyenlar onu Paris kahvelerinde bulurlar ve genellikle eserlerini ucuza kapatırlardı. İlk sergisini de iki tablo simsarı organize etti. Sergide, eserleri büyük ilgi gören Mualla’nın tüm tabloları satıldı. Tablo simsarları, Mualla’ya vaadettikleri payı vermeyerek onu dolandırmışlardı ama bu sergi sanatçıyı Paris’teki sanat çevrelerine görkemli bir şekilde tanıttı, Paris ressamı olarak tanınmasını sağladı. Bir çok büyük sanatçıyla tanıştı, Picasso’nun da dikkatini çekti. İkinci sergisini ise iki yıl sonra açtı ve sergiden sonra tekrar akıl hastanesine yatırıldı. Taburcu olduğunda sanayici Lhermin’le bir anlaşma yaptı. Aynı dönemde resimlerinin sürekli alıcısı olan Madam Angles ile tanıştı.

Mualla, resimlerinde Paris şehrini konu edindi. Giderek Paris ortamında bir ün kazandı. Eserleri, koleksiyon yapanlar tarafından toplanmaya başlamıştı. Ancak kendisine düzenli bir hayat kuramadı. 1962 yılında felç geçiren sanatçının bakımını, kocası Alpler bölgesi senatörü olan Madame Fernande Angles adlı sanatsever üstlendi. Raguel Agnesi’in eşi Madam Fernande Agnes, onu bir bakıcı eşliğinde Reillanne’daki çiftliğine götürdü. 1967’de ölümüne kadar bu çiftlikte Madam Agnes için çok sayıda eser üretti. 1967 yılı Mayıs ayında sinir krizleri nedeniyle bir dinlenme evine yatırıldı. 20 Temmuz günü ölü bulundu. Paris Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldü.

Cenazesinin isteğine uygun olarak yurduna getirilmesi 1974 yılnda gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün eşi Emel Hanım’a çocukluk yıllarında resim dersi vermiş olması ve bu sebeple Cunhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün ilgilenmesi üzerine kemikleri İstanbul’a getirilerek Karacaahmet Mezarlığı’na gömüldü…..


Sanat hayatı 

Fikret Mualla mutlu olabilmek ve her şeyi unutmak için resim yapmıştı. Bu nedenle sanat dünyasındaki çeşitli akımlardan etkilenmedi, resimlerini yaparken sezgilerini kullandı, kendi tarzını yarattı. Eserlerine kendi hislerini aktardı. Coşku dolu resimler yaptı. Huysuz, uzlaşmasız kişiliğini ve mutsuz yaşamını resimlerine yantsıtmadı, yaşama sevinci dolu resimler yaptı.

Şehirleri resmetmeyi seven Mualla, resimlerine İstanbul ve Paris’in insanlarını, sokaklarını, kafelerini, sirkleri, genelevleri, balıkçıları resimlerine taşımıştır. Renklerle oynamayı seven sanatçının, Henri Matisse’in renk kullanımından çok etkilendiği bilinir.

Resimlerini genellikle renkli fon kâğıtları üzerine guaj boya ile yaptı. Suluboya ve pastel malzemelerini resimlerinde sıkça kullandı. Paris sanat ortamında tanınması biraz zaman alan Fikret Mualla’nın eserlerini Picasso’nun övdüğü, hatta bir resmini satın aldığı, kendi çalışmalarından birini de ona hediye ettiği ve Fikret Muala’nında Picasso’nun verdiği tabloyu bir rakı parasına sattığı bilinir.

Fikret Mualla’nın başlıca eserleri arasında Oturan Adamlar, Kafe, Marsilya’da Fransız İşçileri Bir Kahvede, Haliç ve Süleymaniye, Paris’te Bir Sokak, Baloncu ve Balıkçı sayılabilir.

Ölümünden sonra Paris’te açık artırmaya çıkarılan resimleri de Türk devleti tarafından satın alınmış ve Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde bir Fikret Mualla Salonu oluşturulmuştur.

1976’da dostlarından, yakınlarından ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen yüz on sekiz resmi ile Ankara’da adına bir sergi düzenlendi. Yapıtlarının çoğu bugün özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Günümüzde Paris’te Fikret Mualla Dostları Derneği adında bir dernek vardır, Bu dernek, Fikret Mualla’nın tablolarının orijinalliğini araştırmak ve ressamı tanıtmak sorumluluğunu yüklenmiştir.




Düzenlere dikkat etmek yeterli” diyor Fertility. ”Bütün düzenleri gördükten sonra bilinene dayanarak geleceği tahmin edebilirsin.”
Fertility Hollis’e göre kaos diye bir şey yok.
Sadece düzenler var; düzenlerin üstünde düzenler, diğer düzenleri etkileyen düzenler var. Düzenlerin içinde gizlenen düzenler ve düzen içinde düzenler var.
Eğer yakından bakarsan, tarihin kendini tekrar etmekten başka bir şey yapmdığını görürsün, diyor.
Kaos dediğimiz şey aslında henüz tanımadığımız düzenlerden ibaret. Tesadüfler henüz çözümleyemediğimiz düzenlerden ibaret. Anlamadığımız şeye saçma diyoruz. Okuyamadığımız şeye laf salatası diyoruz.
Özgür irade yok.
Değişkenler yok.
Sadece kaçınılmaz olan var. Sadece bir gelecek var ve seçme şansımız yok.
İşin kötü yanı hiçbir şeyi kontrol edemiyoruz.
İşin iyi yanı ise hata yapma ihtimalimiz yok.

Gösteri Peygamberi, Chuck Palahniuk

Syf:120-119

İşin aslı, bunların hepsi intihar sürecinin bir parçasıydı. Çünkü bronzlaşmak ve steroid almak, ancak uzun yaşamak niyetinde olanlar için sorundur.
Çünkü intihar etmekle şehit olmak arasındaki tek fark, basında çıkacak haberlerin miktarıdır.
Ormanda bir ağaç devrilirse ve o anda orada bunu fark edecek kimse yoksa, ağaç orada kalıp çürümez mi?
Gösteri Peygamberi, Chuck Palahniuk
Syf: 134
Herkesin, hatta emek misyonerlerinin bile kedi, köpek, balık gibi bir hayvan beslemesi Creedish geleneğindendir. Çoğunlukla balık beslenir. Geceleri evde sana ihtiyacı olan bir şey. Seni yalnız yaşamaktan alıkoyacak bir hayvan.
Akvaryum balıkları bir yere yerleşmeme yardım eden şeylerdir. Kilise doktrinine göre erkeklerin kadınlarla evlenmesinin ve kadınların çocuk yapmasının sebebi de budur. Hayatını sürdürürken oyalanmanın bir yolu.
Çok saçma ama insan tüm hisleriyle bu küçük balığa bağlanıyor ve ölen altı yüz kırk balıktan sonra bile bu küçük balığın açlıktan ölmesine razı olamıyor.

Gösteri Peygamberi, Chuck Palahniuk

Syf:158-157

Banyoda tıraş bıçakları var. İçebileceğim iyot var. Yutabileceğim uyku hapları var. Seçim meselesi. Yaşa ya da öl.
Aldığımız her nefes bir seçim.
Geçen her dakika bir seçim.
Olmak ya da olmamak.
Kendinizi merdivenden atmadığınız her an bir seçimdir. Arabanızı duvara çarpmadığınız her an hayata yeniden başlıyorsunuz.

Gösteri Peygamberi, Chuck Palahniuk

Syf:162

To Tumblr, Love Pixel Union